Psikoloji

AŞK VE İLİŞKİLERİN PSİKODİNAMİĞİ, ROMANTİK İLİŞKİLERİ DÜZELTMENİN YOLLARI

AŞK VE İLİŞKİLERİN PSİKODİNAMİĞİ, ROMANTİK İLİŞKİLERİ DÜZELTMENİN YOLLARI Kişiler çarpıntısı olunca on yıl terapiye gitmeyebiliyorlar, diğer ruhsal problemlerde de öyle…

AŞK VE İLİŞKİLERİN PSİKODİNAMİĞİ, ROMANTİK İLİŞKİLERİ DÜZELTMENİN YOLLARI

AŞK VE İLİŞKİLERİN PSİKODİNAMİĞİ, ROMANTİK İLİŞKİLERİ DÜZELTMENİN YOLLARI

Kişiler çarpıntısı olunca on yıl terapiye gitmeyebiliyorlar, diğer ruhsal problemlerde de öyle ama yakın ilişkilerde bir problem olduğunda terapiye daha çok geliyorlar.

Kişiler romantik ilişkilerde çok hızlı yardım alma ihtiyacı duyuyor. Çünkü yakın ilişkiler bizim içimizde bastırdığımız pek çok kötü duyguyu açığa çıkarıyor.

Mesela benim içimde normalde de suçluluk, boşluk, çaresizlik, değersizlik gibi duygular olsun; bunu o kadar da hissetmiyorum, yani bastırabiliyorum gün içinde. Ama ne zaman ki biriyle çok yakın bir ilişki kuruyorum, bu daha çok açığa çıkıyor.

Bunun diğer bir sebebi de karşı ile bağ kurdukça, derin ilişki kurdukça oksitosin dediğimiz bir hormon salgılıyoruz. Bu hem iç dünyamdaki duyguları açığa çıkarıyor hem de bir yandan da kötü duyguları siliyor.

Diğer bir şey, aynı zamanda da bizim Alzheimer olmamızı engelliyor. Çünkü kişi yalnız kaldıkça, bağ kurmadıkça beyni bozuluyor.

---

İlişkilere başlamadan önce şu soruya bakalım: Neden âşık oluyoruz?

Temel motivasyon aslında bilinçdışı üremek duygusu. Çocuk, ölmeyişimin, yok olmayışımın aslında bir garantisi gibi.

Kendi çocukluğumuzdaki kişileri de partner olarak seçme eğilimimiz oluyor âşık olurken.

Yani yirmi tane kişi koysalar önüme, ben kara kaşına kara gözüne âşık oldum zannediyorum ama aslında bilinçdışım, çocukluğumdaki anne ya da babama ya da bana bakım veren birine benzediği için o kişiyi seçiyorum.

Yani bilinçdışım onu tanıyor.

Ve bir de kendi çocukluğumda kimle daha çok sorun yaşıyorsam beynim onu seçiyor.

Yani diyor ki:

“Ben bu insanı uzun süredir tanıyor gibiyim.”

Çocukken tanıdığım anne ya da babama benziyor zaten, doğru oluyor.

---

İlk görüşte aşk ve beynin tanıdıklık mekanizması

Amigdalamda şöyle bir özellik var: Bir özellik benziyorsa beynim onu aynı kişi zannediyor.

Altı-yedi saniye içinde annemi buluyorum, ilk görüşte aşk diyorum buna da.

---

Hayatımızdaki sorunlar ve âşık olma eğilimi

Diğer bir şey, hayatımda sorunlar olunca da âşık olmaya yatkınlığım artıyor.

Yani birini bulursam sorunlar biter diyor beynim, etrafa bakınmaya başlıyor.

Ve beynim umursamaz davranan kişileri daha çok beğeniyor ama beni beğenen, kıymet veren kişileri o kadar da istemiyor.

Kadın zor bağlanıyor, zor ayrılıyor; erkek beyni kolay bağlanıp kolay ayrılıyor.

Âşık olmayı ilk tetikleyen faktör tedirginlik duygusu oluyor.

Çok güven veren kişilere âşık olmuyoruz, gizemli olanı beynimiz merak ediyor.

---

Aşık olmanın anatomisi böyle, peki sonrası?

İlişki dinamikleri nasıl?

Bu aşk nasıl korunabilir, ilişki nasıl beslenebilir?

1. Sağlıklı iletişim

Sağlıklı evliliklerde sağlıklı iletişim önemli bir konu.

Duygunu söyleyebilmek önemli.

Çatışmalar çözülüyor mu yoksa kronikleşiyor mu, halının altına mı süpürülüyor?

---

2. İki tarafın da kişisel olarak gelişmesi

Diğer bir şey, bir ilişki sağlıklı gitsin istiyorsa iki tarafın da kişisel olarak gelişmesi gerekiyor.

Yeme içmek gibi ihtiyaç olarak görülmeli evde kişisel gelişim.

Bir taraf gelişiyor, diğer taraf gelişmiyorsa artık yürümüyor ilişkiler günümüzde, aradaki makas açılıyor.

---

3. Birlikte olabilmek ve ayrı ayrı kalabilmek

Diğer önemli bir husus, ilişkide bazen beraber olabilmek, bazen ayrı ayrı ve yalnız olabilmek iyidir.

İki taraf da yalnız kalabiliyorsa bu iyidir.

Ben mutfakta duracağım, ben de kitap okuyacağım; iki taraf da buna izin veriyorsa ilişki besleniyor.

Sürekli dip dibe olunca ilişki bozuluyor.

Karşı taraf ondan uzak kaldığında kişi kötü hissediyorsa, dayanamıyorsa önce hep kendi içine bakacak.

Örneğin:

“Niye beni terk ediyor, yalnız bırakıyor?”

değil de:

“Doğru, o beni yalnız bırakıyor, okey. Ama ben de yalnız kalamıyorum. O yönümü nasıl geliştirebilirim?”

şeklinde.

Hep buna bakmam, odağımın bu şekilde olması iyi oluyor.

Böyle olursa kendinle ilgili araştırma yapıyorsun, diğeri ile uğraşmayı bırakıyorsun.

“Hani o bunu yapıyor mu?” değil de:

“Ben niye böyle etkileniyorum?”

gibi bir yerden bakmak iyidir.

İkinci önemli soru:

“Ben küçükken ne yaşadım da böyle yapıyorum, böyle hissediyorum?”

İki taraf da bakmalı.

Ben niye terk ediyorum ve diğer kişi de ben niye yalnız kalamıyorum sorusunun cevabını arayacaklar iç dünyasında.

Ve sonra ondaki bozukluğunun sebebini anlayacağız ama onu düzeltmeye çalışmayacağız.

“Ben sende şöyle bir bozukluk görüyorum, istersen şu açıdan bakabiliriz.” diyebilirsin, rica edebilirsin en fazla.

İster bakar ister bakmaz. Dayatmamak önemli.

İlişkide hep derdimiz kendimizi geliştirmek olacak.

---

4. Romantizm kadar arkadaşlık da önemli

Çiftler günümüzde artık sürekli romantizm, cinsellik, gezmek vs. istemiyor.

Arkadaşlık kurmak istiyor, sohbet etmek istiyor.

Tarih, psikoloji, gezmek, yemek, içmek, konuşalım istiyor.

Yani romantizm ve arkadaşlık yapabildiğini istiyor beynimiz.

Çünkü monotonluğu sevmiyor beynimiz.

Kişi kendini geliştirmiyorsa ilişki monotonlaşıyor, kişi aynılaşıyor.

Partner kendini geliştiren birisi ise de beynimiz şöyle zannediyor:

“Bir ay önceki kişiyle bu kişi aynı kişi değil.”

Yeni birisi gibi zannediyor, bir daha âşık oluyor partnerine.

Şu anki kişiyle üç ay sonraki aynı değil çünkü o yeni biri diye algılıyor beynimiz.

Ve şöyle düşünüyor:

“Yeni birine ihtiyaç yok artık, çünkü o zaten yeni birisi.”

Örneğin yalnız kalamıyordu, artık yalnız kalabiliyor. Bunu geliştirdi. Bu artık yeni biri gibi geliyor diğerinin beynine.

Yani iki tarafın da psikolojiye ilgisi olacak, kendini geliştirecek ve en çok da arkadaşlığa yatırım yapacak çiftler.

Arkadaşlığı iyi olan ilişkiler uzun sürüyor.

Diğer türlü, kültür din izin vermiyor diye aynı evde yabancılaşan bir sürü insan var kültürümüzde.

Aileler ayrılmalarını istemiyor ama odalar ayrı, yataklar ayrı, “Selamünaleyküm, aleykümselam” tek diyalogları.

İki tane paralel hayat kuran kişiye dönüşüyor bu evlilikler.

Bu evlerde çocuklar da muhabbetli bir aile görerek büyümüyor.

---

5. Yetişkin-yetişkin ilişkisi

İlişkileri geliştiren diğer bir şey, iki tarafın da yetişkin-yetişkine ilişkisinin çok olmasıdır.

Günümüzde iki taraf da birbirinden annelik, babalık bekliyor. İki taraf da daha çok çocuk egosunda oluyor.

Birbirimizden annelik, babalık değil de yeni deneyimler beklemek, eşlik etmek ilişkiyi daha zinde tutan, daha geliştiren bir şeydir.

Anneliği, babalığı ben kendime vereceğim. Eşimden daha az alacağım, bu daha iyi.

Bir de çocuk-çocuğa iletişim %10, anne-baba ve çocuk ilişkisi %10 ama yetişkin-yetişkine ilişki %80 olması iyidir.

---

6. Partneri kendinden daha problemli görmek

İlişkileri tıkayan diğer bir şey, kadının erkeği, erkeğin kadını kendinden daha problemli görmesidir.

Problem varsa bu iki tarafla ilgilidir.

Tabii katkı değişebilir; %30’a %70, %60’a %40 olabilir ama bu aradaki probleme iki tarafın da katkısı vardır.

Diğer bir şey, ruhsal olarak ne kadar sağlıklıysak o düzeyde kişileri buluruz.

Çiftlerin arasında yaşanan problemlerin %90’ı çocuklukları ile ilgili, %10’u bugün ile ilgilidir.

Yani çok azı bugünkü problemler ile ilgilidir.

Her iki tarafın da bireysel patolojilerinin görünür halidir evlilikler.

Bireysel çalışınca çift problemleri de geçer.

Bilinçdışı çatışmalar bitince karşındaki kişi artık sadece Ali’dir.

Ama bu bitmediğinde karşındaki Ali’yi çocukluğunda kişiyle bilinçdışım özdeşleştirir.

O yüzden normalde 30 birim öfkeleneceğim şeye, çocukluğum da devreye girdiği için 70 birim öfkelenirim.

Buraları ayrıştırmak, çalışmak gerekir.

---

7. İletişim hataları

İlişkiyi bozan diğer bir şey iletişim hatalarıdır.

Yani:

* Söz kesme
* Konudan konuya geçmek
* Uzun anlatmak
* Bir konuyu anlatırken dayanamayıp duyguları karşıya yükleyerek anlatmak
* Yansıtmalı özdeşim yapmak

gibi bozukluklardır.

Yansıtmalı özdeşim şudur:

“Ben çaresiz hissediyorum, sen de çaresiz hissedene kadar defalarca anlatıyorum. Sen hissedince artık ben rahatlıyorum.”

Ancak içimde tutarsam, çözüm odaklı konuşursam duygum sana geçmiyor, kötü duygu atmamış oluyorum.

Yani duygum sana geçmeden de konuşabiliriz.

Senken karşı taraf kendi duygusunda, ben de kendi duygumda kalabilirim.

---

8. Sürekli eleştirmek

Karşı tarafı sürekli eleştirmek psikolojik bir şiddettir. Eleştirmeye son vermek iyidir.

Bir problem olduğunda bunu duygu yüklemeden, yalnızca bilgiyle söyleyip rahatsızlığımızı belirtmek daha çözüm odaklıdır.

Yani partnerini bir sorun olduğunda direkt suçlamak yerine rahatsızlığımı söyleyebilirim ve onunla yaşadığım şeyin benim hikâyemle bağlantısı ne diye bakabilirim.

Yani aradaki gerilimi fırsata çeviririm, kendimi geliştirmek için.

Kişiler böyle yapmıyor. Sanıyor ki:

“O insan böyle davrandığı için mutsuzum.”

Gerçekte karşı tarafla ilgisi az, daha çok kendimle ilgilidir hissettiğim duyguların.

---

Özetle

İlişkilerimizi değiştirebilmenin yolları bunlardan geçer.

İlişkilerimiz çok sorunlu değilse hayatımız da iyiye gidiyor.

Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır; tanı, değerlendirme veya psikolojik destek sürecinin yerine geçmez.